Giriş:13 Ağustos 2016 15:06: Son Güncelleme: 13 Ağustos 2016 18:57
Başbakan Yıldırım: Suriye konusunda 6 ay içinde ilginç gelişmeler olacak
Başbakan Yıldırım, Çankaya Köşkü’nde, medya temsilcileriyle bir araya geldi.

Başbakan Yıldırım: '76 bin memur açığa alındı,
5 bini memuriyetten atıldı'Başbakan Binali Yıldırım, kamuda 76 bin 597 memurun açığa alındığını, bunlardan 4 bin 897’sinin memuriyetten atıldığını söyledi.....

Gündeme ilişkin soruları yanıtlayan Yıldırım, FETÖ’nün darbe girişiminden sonra yaşanan sürece ilişkin, “Bundan sonra kamuoyunu ne bekliyor? Bürokrasideki operasyonları görüyoruz. Bir taraftan mağduriyet dillendirmeleri var. Süreç bundan sonra nasıl ilerleyecek” şeklindeki soru üzerine, şunları kaydetti:
“Şu hakkı teslim etmemiz gerekir, bu darbe teşebbüsü ile beraber medyamız herhangi bir telkin olmadan, durumdan vazife çıkararak, karşı darbe yapmıştır. Bunu bir kere söylememiz gerekir. Bir hakkı teslim etmemiz gerekir. Darbeye karşı, Sayın Cumhurbaşkanı'mızın koyduğu net dirayet, Hükümetimizin, bizlerin bu konudaki kararlılığı ‘Asla öyle bir şeye izin vermeyeceğiz ve de sorumluları da hesap verecek’ tarzındaki duruşumuz ve milletin işe sahip çıkması, belki işin sihirli tarafı bu. Darbecilerin veya darbeye kalkışanların hesaplamadığı tek alan bu ve medya diye düşünüyorum. Burada hesapları tutmadı. Dolayısıyla hem millet olarak hem medya olarak hem Hükümet olarak hem Cumhurbaşkanı'mız hep beraber olduk, kenetlendik ve dünya darbeler tarihinde belki de emsali hiç görülmeyecek bir işi gerçekleştirdik. “
“Şaka gibi ama değil”
Darbe girişiminden sonra bazı Batılıların, Batı dünyasındaki gazetecilerin, yorumcuların, “Darbeciler nerede hata yaptı”yı tartıştığını dile getiren Yıldırım, şöyle devam etti:
“Darbeyi Türkiye defetti, demokrasi kazandı diyecekleri yerde, ‘Şu şu hataları yapmasalardı başarılı olacaklardı’, onları tenkit eden, nerede hata yaptıklarını anlatan haberlere yer verdi. Bundan sonra daha dikkatli olmaları gerektiğini telkin ettiler. Şaka gibi ama değil. Maalesef bunu yaşadık. Zaten hemen darbe sonundaki şaşkınlıkları suçüstü yakalandıklarını ortaya koydu. Büyük bir şaşkınlık geçirdiler. ‘Bize böyle dememişlerdi, ne oldu, hesaplarda terslik mi var’ dercesine tutum içine girdiler. Biz direkt, ispat etmeden kimseye suçlama yapmayız ama bu tutum demokrasiden yana tutum değildir. Bu bizde çok büyük hayalkırıklığı yaşattı.”
“Burası Mısır değil burası Türkiye”
Batı'nın da 7 Ağustos Yenikapı fotoğrafından sonra yavaş yavaş gerçekleri görmeye başladığını ve duruşlarını düzeltmek mecburiyetinde kaldığını vurgulayan Yıldırım, “Bunu bir Mısır gibi görmek istediler başlangıçta, Türkiye’deki bu girişimi. Mısır gibi değerlendirmek istediler ama olmadı. Burası Mısır değil burası Türkiye. O farkı hesap edemediler. Şimdi artık işler onlar açısından da normale döndü.” ifadesini kullandı.
“Bizim en azından öngörümüz, vatandaş artık bu darbe teşebbüsüyle darbeyle yatıp kalkmak istemiyor. Vatandaş işine gücüne bakmak istiyor, geleceğini planlamak istiyor, ülkesinin hem içeride hem dışarıda daha güzel şeylerle anılmasını istiyor” diyen Yıldırım, şöyle konuştu:

“En azından bizim kabulümüz bu, bizim olmasını istediğimiz şey bu. Bunu sağlayacak olan kim? Biz yapacağız. Vatandaşa hangi gündemi verirsek vatandaş o gündemle meşgul oluyor. Eğer ilgisini çekiyorsa. İlgisini nasıl çekecek? İnsanların gerçekten hissettiği, düşündüğü beklediği konuları siz öncelikli olarak ele alırsanız o zaman vatandaşla bütünleşmiş olursunuz. Dolayısıyla da her şey rahatlamış olur. Biz buna dikkat edeceğiz. Ne yapacağız? Önümüzde bir sorunumuz var. Sorunun en acıtıcı tarafını hallettik ama arkasında bir temizlik, tamir, bakım işi var, bir de yani toplumsal birlikteliği muhafaza etme işi var. Bunu bu darbeyle başardık. Siyasi partiler de başta Cumhuriyet Halk Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi olmak üzere burada çok net duruş ortaya koydular darbeden, tanktan tüfekten yana değil demokrasiden yana bir dayanışma içine girdiler. Bizi hemen aradılar, görüştük, desteklerini verdiler hatta bu süreç, darbe girişiminden sonra da devam etti. 'Yenikapı’dan sonra da biz bunu, bu birlikteliği gözümüz gibi koruyacağız' diye milyonlara taahhüdümüz var. Hakikaten bunu korumak zorundayız. Buna ihtiyacımız var. Çünkü toplumun kenetlenmesi, bir, beraber olması, hem içeride hem dışarıda ülkemiz hakkında iyi düşünmeyenlere çok önemli cevap niteliği taşıyor.”

“Burada en önemli konu, bu suç örgütüyle irtibatı olan, ilişkisi olan kişilerin tespit edilip cezalandırılması” ifadesini kullanan Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bunların bir kısmı zaten suç üstü yapıldı ve adalete teslim edildi. Onlarda sorun yok. Ama bu darbe girişiminde bilfiil, görev almamış, fakat arka planında görev almış veya yıllardan beri bu altyapının hazırlanmasında aktif katkısı olmuş bütün herkesin çok titiz bir çalışmayla belirlenmesi lazım ve adalete teslim edilmesi lazım. Bunlar nerede var? Bürokraside var, bürokrasi deyince asker, yargı, sivil bürokrasi, bütün bakanlıklar, bütün yerel yönetimler, yani devletin 3 milyonu aşan memur çalışan bunların içerisinde var, iş aleminde var, üniversite camiasında var, toplumun bütün kesimlerinde var bunlar. Bu bir sır değil. Burada tabii bunları nasıl tespit edeceğiz, burada hatasız nasıl iş yapacağız, herkesin kafasındaki soru bu. Yani kolay bir iş olduğunu söylemiyorum.”
“Bizim için ölçü 17-25 Aralık sonrasıdır”
FETÖ’nün kapalı bir örgüt yapısı olduğuna işaret eden Yıldırım, dolayısıyla üyelerinin tespit noktasında da zorluklar bulunduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu:
“Peki ne yapacağız? Biz belirli kriterleri ortaya koyduk. Bu örgütle irtibatı, kendi isteğiyle, kendi azmiyle olanlarla, hasbelkader burayla ilişki içinde olmuş olanları birbirinden ayırmamız gerektiğini düşünüyorum. Burada da ölçüyü ta 1973’ten beri alamayız, bizim için ölçü 17-25 Aralık sonrasıdır. 17-25 Aralık sonrasındaki örgütle ilişkilerde eğer bilerek ve isteyerek bizatihi örgütün, bizatihi ekonomik faaliyetlerine, sosyal faaliyetlerine, siyasi faaliyetlerine katılmışsa bunları tespit edecek araçlarımız var. Bu bir ölçü. Buna bakıyoruz. Bunların kendi kurdukları iletişim ağları var, özel. Yani hiç kimsenin kullanmadığı bir iletişim altyapısı kurmuşlar, o iletişim altyapısında 50 binin üzerinde isim var. Bunlar üzerinde gidiliyor.”
Örgütün elemanlarının belirlenmesinde emniyet istihbarat biriminin kayıtlarının da dikkate alındığını dile getiren Yıldırım, “Buradaki kayıtlar da tabii 17-25 Aralık öncesine de var, sonrasına da var. Burada milat 17-25 Aralık olarak belirlediğimiz için önceki kayıtları dikkate almayacağız. Bir başka konu, MİT’in tespitleri var. Devlet Denetleme Kurulunun tespitleri var. Bir de bakanlıkların kendi tespitleri var. Yani bilinen herkesin ortak kanaati şu şu isimler, örgütle doğrudan temaslı, bunlar biliniyor. Yani ne denir, kuvvetli şüphe böyle bir şey var, kanaat var. Eskiden beri biliniyor ama örgüt masum kabul edildiği için darbe girişimine kadar veya 17-25 Aralık, o da değil 7 Şubat 2012 bir adım, örgütün Hükümete karşı ilk yönelmesi odur. Ondan önce Balyoz, Ergenekon gibi davalarda etkin oldu, Hükümete karşı orada başlıyor. Dershanelerin kapatılması, MİT Başkanı'nın alınmaya çalışılması, Gezi olayları sonrası tutumları ve 17-25 Aralık ve sonrasında gelişen olaylar.” şeklinde konuştu.
Örgüte üye olan ve olmayanların aynı ailede olması durumunda esas aldıkları kritere değinen Yıldırım, şöyle dedi:
“Aynı ailede bireyler var, birisi hakikaten örgütün aktif içinde, birisi değil. Ya bu kan bağına şeyine bakmak lazım, neticede, bu bir diyelim ki kocası kamuda üst bir düzey yönetici, hanımı abla. İşte burada nasıl davranacağız önemli. Burada da 17-25 Aralık'tan sonraki faaliyetlerde acaba örgütle devam ediyor, eşine rağmen devam ediyor ve ilişkilerinde herhangi bir sorun yok. Bir müdahale yok, orada risk var. Tabii suçların şahsiliği esas olmak itibarıyla bir de o suça iştirak etme, etmeme gibi durumları da dikkate almak lazım. İşin bu kısmı bizim işimiz değildir. Bu kısmı yargının işi. Burada bize çok soru geliyor. İşte ailede şu var, bu var. Siz bütün herkesi sorumlu tutuyorsunuz. Bu doğru değil, bunu yapmamamız lazım. Her şeye rağmen biz birinin suçundan dolayı başkasını sorumlu tutarsak, bu hukuk devletinde olan bir şey değil, doğru yapmamış oluruz.
Bunun da sürekli gündemde kalmasını istemiyoruz. Yani kamuoyunun bu işle sürekle meşgul edilmesi, ülkemizin hayrına değil. Milletin de hayrına değildir. Biz bir yandan bir şey sağlamaya çalışıyoruz, birliktelik. Ayrışmayı ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. Yapacağımız çalışmaların da bir ayrışma konusu olmamasına dikkat etmemiz lazım. Bizim için kritik konu bu. O yüzden de bunu bir an önce minimum hata ile, hatasız çok iddialı bir şey, hatasız yaparız dersek bu inandırıcı değil ve mümkün de değil. Elimizdeki veriler, sınırlı. Örgütle ilgili yapı çok kapalı. Hiç, eğer öyle olmasa yıllardır yanında taşıdığı adam, koluna kelepçe takıyor, kuvvet komutanın, Genelkurmay Başkanı'nın. İşin vahametini anlamak için başka örneğe gerek yok. O yüzden burada titiz davranmamız lazım.”
“Kurumları değil kişileri esas alacağız”
“Normalleşme esas, normalleşme millet için çok önemli. Hele hele ekonomi tarafı, iş dünyası tarafı daha da önemli.” diyen Yıldırım, şunları söyledi:
“Nasıl önemli? Şimdi burada diyelim ki bir hakikaten örgütün finans kaynağının sağlayan firmalar var. Artık kamuoyu tarafından bilinen, gizli saklı olmayan, bunlarla ilgili bir tereddüt yok. Bir de bazı firmalar da var. Bunlarla hakikaten iç içe girmiş yöneticileri, sahipleri bunlarla isteyerek, yahut istemeyerek hareket ediyor fakat firma da ülkenin bir değeri olmuş. Binlerce çalışanı var. Burada da ölçümüz şu; kurumları değil kişileri esas alacağız. Cezalandırmayı kuruma değil kişiye yapacağız. Tıpkı bizim parti kapatma konusundaki bakışımız gibi. Partinin bir mensubu yanlış yaptı diye partiyi kapatma fikri ne kadar demokratik değilse veya hukuki değilse burada da durum aynı. Orada kişiler hedef alınacak, onlar ayıklanacak. Kurum çalışmaya, üretmeye devam edecek. Aksi halde ekonomi de olumsuz etkileniyor. Şimdi bizi arayan var, 'Ben vaktiyle buraya mal vermiştim, ben şimdi FETÖ'CÜ müyüm, ne yapacağım’ diye endişe ediyor. Bankalar, 'FETÖ’cülere kredi verdim' diye sorgu sual olur mu, bu tehlikeli bir şey. Böyle yola girdiğimiz zaman maazallah FETÖ darbesinden daha çok sıkıntılar yaşarız. Ekonomik olarak yani istihdamın azalması, ekonomide durgunluk, büyüme oranının ayağı düşmesi gibi risklere karış biz tedbirli olmalıyız."

"Dolaylı ilişkiler terör örgütü mensubu gibi muamele görmeyecek"
Başbakan Yıldırım, terörün finanse edilmesinin uluslararası bir suç olduğunu vurgulayarak, sözlerine şöyle devam etti:
"Dolayısıyla bu suça bilerek, isteyerek katılanlar affedilmeyecek. Bunlar cezalandırılacak ancak bunlarla iş yapmış, mal vermiş, mal almış, ticaret yapmış, bunları sorumlu tutamayız. Burada da ölçümüz 17-25 Aralık. İş yapmaya devam etmiş, ilişkilerini geliştirmiş. Bunu da masum sayamayız sadece basit bir ticari münasebet dışında 17-25 Aralık’tan sonra bu bilinen terörün finansmanını sağlayan şirketlerle çok derin ilişkileri devam ettirenler varsa onlar da sorumlu olacak ancak orada şirketin kendisi değil bu işin içinde olan yöneticileri veya ortakları sorgulanacak veya onlardan hesap soracak. Burayı da kim yapıyor, bu işi, MASAK yapacak. Mali işlerle ilgili konuların takipçisi MASAK olacak. MASAK’ın vereceği raporlara göre işlem yapılacak. Dolaylı ilişkiler aslında terör örgütü mensubu gibi bir muamele görmeyecek."
"Batı'nın tutumundan, 'Türkiye'nin duyduğu üzüntüyü, kaygıyı' ifade ettiniz. Vize meselesi ve terörist başının ABD'den iadesi gibi konularda Türkiye sert bir söylem belirledi. Sonuna kadar bunun arkasında kalınacak mı yoksa bir yumuşama olacak mı?" soruna, Yıldırım, "Terörist başının Türkiye'ye gelip, yargılanmasından başka bir uzlaşı yolu yok. Bu kadar bedel ödet Türkiye'ye... 240 şehidimiz, 2 bin 195 gazimiz var, diğer tahribatı, toplumsal, psikolojik, maddi onları hiç saymıyorum. Bunlar ortadayken bir uzlaşma diye bir şey olmaz." yanıtını verdi.
Amerika'nın Türkiye'nin dostu, stratejik ortağı olduğunu anımsatan Yıldırım, bu ülke ile 1950'den beri ilişkilerin gittikçe geliştiğini, birçok alanda müttefik olunduğunu ifade etti.
Yıldırım, Amerika'nın, bunca olaydan sonra "ipe un sererek", Gülen'in iadesini geçiştirme yoluna gidemeyeceğini vurgulayarak, "Ayan beyan, ayna gibi bu adamın bunu yaptığı, yaptırdığı belli. Adamlar bülbül gibi ötmeye başladı. Kendini kurtarmak için doğruları söylüyor. Dolayısıyla bütün bunlar ortadayken, kalkıp aksine bir tutum içine girmeye devam ederse, o zaman bu milletin, 79 milyonun hissiyatını görmemiş olur ve bizden de şunu bekleme hakkı yok, 'Niye sizin vatandaşlarınız, bize kötü gözle bakıyor?' Ne yapsın vatandaş yani? İyi mi ettiniz vermemekle, bunu mu bekliyor?" diye konuştu.
Başbakan Yıldırım, şunları kaydetti:
"Hadi şu darbe teşebbüsü olmadan önce efendim 'Delildi, bilmem neydi' diye birtakım itirazlar vardı. Diyelim ki yeterince ikna edici şeyler yok, bizim için açık da... Öyle düşünseler bile anlaşılabilirdi ama şu anda, 15 Temmuz'dan sonra böyle bir şey düşünmeleri hiç ama hiç iyi niyetle, dostlukla bağdaşmaz. Bu konuda olumlu adımlar atılmıyor mu? Atılıyor. Hakkı teslim etmek lazım. 15 Temmuz sonrası Amerika'nın yaklaşımı, 15 Temmuz öncesine göre çok farklı. 22'sinde bir heyet gönderiyorlar, teknik heyet, hukukçular gelip burada bizimkilerle görüşecek. 24'ünde Başkan Yardımcısı geliyor, onunla değerlendireceğiz. Daha önce Genelkurmay Başkanları geldi. Bizden heyet gidecek, dosyalar orada, inceleniyor. Ben burada olumlu bir sonuç çıkacağını düşünüyorum. Aksi bir durum söz konusu olamaz. Bunu Amerika kendisine izah edemez, Türkiye ile ilişkileri bakımından izah edemez. Amerika hakkında yayılan kanaati önlemenin tek yolu bu adamı buraya teslim etmektir ve Türk adaletine yaptıklarının hesabını sormasını temin etmesidir."
"Türkiye'ye, 24 Ağustos'ta ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden mi yoksa ABD Dışişleri Bakanı John Kerry mi gelecek?" sorusu üzerine Yıldırım, Biden'in geleceğini söyledi.

"15 Temmuz'dan sonra temizlik işi hızlandı"
"Geçmiş dönemlerden, FETÖ üyelerini sorgulayanların da FETÖ üyesi olduğunu gördük. MASAK ve diğer kurumlara artık yüzde yüz güveniyor muyuz?" sorusuna, Yıldırım, "Bu endişeler yersiz değil, bu endişeler giderek azalsa da var. Baştan beri söylediğim, örgüt kapalı. Bu, bizim en büyük zorluğumuz. Burada hala örgütün 'kripto' diye tabir edilen elemanları olabilir. Yapabildiğimiz kadar ayıklama, temizlik yapıyoruz ama buna rağmen kalmış olabilenler mümkündür. Onun için birkaç çapraz kontrolü yaparak, nihai kararı veriyoruz. Bundan başka da elimizde başka bir konu yok." yanıtını verdi.
Kurumlarda, kritik noktalardaki karar verici kişilerle ilgili 2014'ün Aralık ayından sonra bir çalışmanın yapıldığını hatırlatan Yıldırım, "15 Temmuz darbe girişiminden sonra bu süreç hızlandırıldı, bu temizlik işi. Dolayısıyla büyük oranda burada yapılan çalışmalarda hata payının azaltıldığını düşünüyoruz ama 'Sıfır hatayla yapacağız', çok iddialı bir şey olur. O hatayı da yargı düzeltecek. Bizim verdiğimiz karar, bir yargı kararı değil, yargının olayı aydınlatması için bir ön çalışma niteliğindedir. Yargı işin sonunda doğrusunu tespit edecektir." ifadesini kulandı.
Yıldırım, dış ülkelerin, başlangıçta yaptıklarını affettirecek bir tutuma girmeleri için fırsatın olduğunu, bunu beklediklerini kaydetti.

"Rusya ile ilişkilerin normalleşmesi her bakımdan iyi"
FETÖ'nün darbe girişiminin sivil ayağının kimlerden oluştuğunun ortaya çıkıp çıkmadığıyla ilgili bir soru üzerine Yıldırım, şu yanıtı verdi:
"Darbenin sivil ayağıyla ilgili elimizde somut bir şey yok. Orada da dedikodular var. Bizim bildiğimiz tek şey, Sulh Konseyi'ndeki bütün isimleri içerideler. Onlardan dışarıda olan kimse yok. Onların hazırladığı listelerde de müsteşar var belediye başkanları var. Daha üzerinde bir şey yok. Genelkurmay Başkanının karşılığı da boş bırakılmış. Sivil ayağıyla ilgili paylaşacağımız bilgi yok. Çeşitli söylentiler ve iddialar var."
Rusya ile ilişkilerin normalleşmesi yönünde atılan adımların Suriye meselesine nasıl yansıyacağının sorulması üzerine Yıldırım, şunları söyledi:
"Rusya ile ilişkilerin normalleşmesi her bakımdan iyi. Türkiye'nin önemli bir ticaret ortağı ve komşusu. Karadeniz'i birlikte paylaşıyoruz. Olması gereken normalleşmeydi. Uçak krizinin ardından ilişkilerde kötüleşme oldu ama bağlar kopmadı, yani hep düzelmesi seçeneğini bir kenarda tuttuk. Nihayet düzelme sürecine girdi. Tekrar 24 Kasım öncesine dönmesi hemen bir günde olmaz, adım adım. Bu süreç başladı, bu adımlar atılıyor. İş adamları gidip geliyor, turizmde adımlar atıldı. Enerji, ulaşım konularında işbirliğine hız verilmesi kararlaştırıldı. Tarım konusunda biraz daha ağır gidiyor, orada da zamana bağlı olarak iyileşme devam edecek. Suriye politikası bakımında Rusya'nın Türkiye ilişkilerinin düzelmesinin çok büyük faydası var. Orada çözüm için birbirine zıt iki pozisyon varken, şimdi çözüme yönelik birlikte çalışma istek ve iradesi var. Bu bir kere en temel değişiklik. O halde ne oldu, buna İran'ı ve Amerika'yı da katarsanız Türkiye ile beraber bu sorunun çözümü için şartlar gittikçe olumlu hale geliyor ve bunun çözüme çok ciddi katkısı olacağı kanaatindeyim. Yani önümüzdeki 6 aylık süre içerisinde Suriye konusunda kayda değer gelişmeler yaşarsak şaşmayın."



YORUMLAR